|
|
|
AFFET BABACIĞIM ! Evliliğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma Tipi adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı.Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü. Öyle üzgündü ki Dünya başına göçüyor gibiydi. O bu duygular içindeyken babası yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu. Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi yanaklarını ve ellerini defalarca öptü. Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can'ın elini tutup hızla barakayı terk etti. Arabaya bindiler. Can yola çıktıklarında ağlamaya başladı neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu. Can "Baba sen yaşlandığında bende seni buraya mı getireceğim" diye sorunca dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında "Beni affet baba" diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış ve çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Oğlu "Baba beni affet, sana bu muameleyi yaptığım için beni affet" diye hatasını belli ediyordu.. Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu… "Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın. Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum. |
|
DAĞLAR And dağlarında birbirleriyle savaşan iki kabile varmış.Bu kabilelerden biri dağların eteklerinde ovalarda, diğeri ise, yüksek yaylalarda yaşarmış.Günün birinde dağda yaşayanlar, ovada yaşayanların topraklarına saldırmışlar ve köylerini yağmalamışlar Yağmaladıkları arasında ailelerden birinin bir bebeği de varmış ve bebeği alıp dağlara kaçmışlar. Ovada yaşayanlar dağlara nasıl tırmanılacağını,dağdakilerin kullandıkları patikaları bilmedikleri için, onların peşinden gidememişler. Ama, yine de en iyi savaşçılarından oluşan bir grubu, bebeği bulup geri getirmek üzere dağlara göndermişler. Bu adamlar, dağa tırmanmak için tek tek her yöntemi, her patikayı denemişler. Fakat günler süren çabalarına karşın, sadece birkaç yüz metre tırmanabilmişler dağa. Ovada yaşayanlar umutsuzluk ve çaresizlik içinde, bebeği bulamayacaklarına karar vermişler ve dönüş hazırlıklarına başlamışlar Tam dönmeye hazırlanırlarken, bebeğin annesinin kendilerine yaklaşmakta olduğunu görmüşler ve kendilerinin güçlükle ulaştıkları noktaya annenin rahatlıkla ulaştığını anlamışlar. Sonra da sırtına bağlı bebeği fark etmişler.Ama, “ Böyle bir şey nasıl olur? “ diye düşünmüşler. Adamlardan biri anneyi selamlamış ve “ Biz bu dağa tırmanamadık. Köyün en güçlü savaşçı erkeklerinin başaramadığı bir şeyi sen nasıl başardın?” diye sormuş. Kadın omuzlarını silkmiş ve “ Sizin bebeğiniz değildi de ondan “ demiş. Jim Stoval
Bits & Pieces Tavuk Suyuna Çorba “ Annelerin Yüreğini Isıtacak Öyküler “ kitabından alınmıştır. |