AFFET BABACIĞIM !

        Evliliğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu.                                                                                    Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir  tartışma
anında eşi bütün bağları kopardı ve "Ya ben giderim, yada baban bu evde kalmayacak" diyerek rest çekti. Eşini kaybetmeyi göze alamazdı. Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hala ona ölürcesine seviyordu. Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak, böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı.                                                               Babasına lazım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can "Baba bende seninle gelmek istiyorum" diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular. Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı.Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı.Minik can sürekli babasına "Baba nereye gidiyoruz ?" diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu. Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi. Sonra diğer malzemeleri taşıdı en sonda babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi.

            Tipi adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı.Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü. Öyle üzgündü ki Dünya başına göçüyor gibiydi. O bu duygular içindeyken babası yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu.                                           Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi yanaklarını ve ellerini defalarca öptü. Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can'ın elini tutup hızla barakayı terk etti. Arabaya bindiler. Can yola çıktıklarında ağlamaya başladı neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu.

Can "Baba sen yaşlandığında bende seni buraya mı getireceğim" diye sorunca dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında "Beni affet baba" diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış ve çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Oğlu "Baba beni affet, sana bu muameleyi yaptığım için beni affet" diye hatasını belli ediyordu.. Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu…

"Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın. Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum.

 

DAĞLAR

                  And dağlarında birbirleriyle savaşan iki kabile varmış.Bu kabilelerden biri dağların eteklerinde ovalarda, diğeri ise, yüksek yaylalarda yaşarmış.Günün birinde dağda yaşayanlar, ovada yaşayanların topraklarına saldırmışlar ve köylerini yağmalamışlar Yağmaladıkları arasında ailelerden birinin bir bebeği de varmış ve bebeği alıp dağlara kaçmışlar.

       Ovada yaşayanlar dağlara nasıl tırmanılacağını,dağdakilerin kullandıkları patikaları bilmedikleri için, onların peşinden gidememişler.

       Ama, yine de en iyi savaşçılarından oluşan bir grubu, bebeği bulup geri getirmek üzere dağlara göndermişler.

       Bu adamlar, dağa tırmanmak için tek tek her yöntemi, her patikayı denemişler. Fakat günler süren çabalarına karşın, sadece birkaç yüz metre tırmanabilmişler dağa.

       Ovada yaşayanlar umutsuzluk ve çaresizlik içinde, bebeği bulamayacaklarına karar vermişler ve dönüş hazırlıklarına başlamışlar

       Tam dönmeye hazırlanırlarken, bebeğin annesinin kendilerine yaklaşmakta olduğunu görmüşler ve kendilerinin güçlükle ulaştıkları noktaya annenin rahatlıkla ulaştığını anlamışlar.

       Sonra da sırtına bağlı bebeği fark etmişler.Ama, “ Böyle bir şey nasıl olur? “ diye düşünmüşler.

       Adamlardan biri anneyi selamlamış ve “ Biz bu dağa tırmanamadık. Köyün en güçlü savaşçı erkeklerinin başaramadığı bir şeyi sen nasıl başardın?” diye sormuş.

       Kadın omuzlarını silkmiş ve “ Sizin bebeğiniz değildi de ondan “ demiş.

 

                                                                                    Jim Stoval

                                                                                    Bits &  Pieces

 

 

Tavuk Suyuna Çorba “ Annelerin Yüreğini Isıtacak Öyküler “ kitabından alınmıştır.